CopperRoots’ta kullandığım sembolleri hiçbir zaman yalnızca güzel oldukları için seçmedim.
Kökler, Hayat Ağacı, Güneş ve Ay, Anka, Sankofa…
Farklı coğrafyalardan, farklı zamanlardan, farklı hikâyelerden geliyorlar.
Ama CopperRoots’ta onları bilinçli olarak aynı yolun üzerinde buluşturuyorum.
Çünkü hepsinin başka bir dille işaret ettiği ortak bir yer olduğuna inanıyorum:
İnsanın kendine dönüşü.
Neden kökler?
Bir ağacın görebildiğimiz kısmı yukarıya doğru büyür.
Ama onu orada tutan, görünmeyen kısmıdır.
Kökleri.
İnsan için de böyle olduğunu düşünüyorum.
Bazen ilerlemek için sürekli önümüze bakıyoruz. Daha fazlasını öğrenmek, daha uzağa gitmek, başka bir hayat kurmak, başka birine dönüşmek istiyoruz.
Oysa bazı cevaplar ileride değil.
Geride bıraktığımız yerde.
Köklerimizde.
Hatta bazen kendi içimizde.
Sankofa: Geri dönmek, geride kalmak değildir
Sankofa’nın beni etkileyen tarafı tam da burada başlıyor.
Akan kültüründen gelen Sankofa düşüncesinin özü, geçmişe dönüp orada bırakılmış değerli olanı geri almak ve onunla yoluna devam etmektir.
Bu yüzden Sankofa benim için geçmişe özlem değil.
Bir hatırlama.
Neyi unuttun?
Hayat ilerlerken kendinden ne bıraktın?
Neyi susturdun?
Hangi tarafını kaybettin?
Ve daha önemlisi:
Onu geri alabilir misin?
Sankofa’nın cevabı çok güzel:
Evet. Dönüp almakta yanlış bir şey yok.
Çünkü bazen geriye doğru attığımız bir adım, aslında ileriye doğru çıktığımız yolun başlangıcıdır.
İki tarafın da sensin
Sonra Güneş ve Ay geliyor.
Işık ve karanlık.
Hareket ve sessizlik.
Görünen ve saklanan.
İnsan kendini bulmaya çalışırken çoğu zaman yalnızca sevdiği taraflarını sahiplenmek istiyor.
Oysa bütünlük böyle oluşmuyor.
Karanlığını yok ederek ışığa ulaşmıyorsun.
İkisini de tanıyarak bütünleşiyorsun.
Belki bu yüzden CopperRoots’ta iki yüzlü, çevrilebilen parçalar yapmayı seviyorum.
Bir tarafını çeviriyorsun ve başka bir yüz ortaya çıkıyor.
Ama aslında ikisi de başından beri oradaydı.
Other Side.
Diğer taraf.
Sonra dönüşüm
Anka’nın hikâyesi de burada anlam kazanıyor.
Kendine dönmek, eskiden olduğun kişiye geri dönmek değildir.
Çünkü insan aynı kalmaz.
Yaşadıkları onu değiştirir.
Bazı şeyler biter.
Bazıları yanar.
Bazıları geride kalır.
Ve bazen o ateşin içinden başka bir sen çıkar.
Bu nedenle geçmişe dönmekle dönüşmek birbirinin zıttı değil.
Geçmişten sana ait olanı alırsın.
Artık sana ait olmayanı bırakırsın.
Ve devam edersin.
Semboller cevap değildir
Belki CopperRoots’un bütün hikâyesi burada.
Ben sembollerin insana cevap verdiğini düşünmüyorum.
Bir Sankofa taktığında hayat değişmiyor.
Bir Anka seni yeniden doğurmuyor.
Bir Hayat Ağacı sana kim olduğunu söylemiyor.
Onlar sadece hatırlatıyor.
Bakmayı.
Sormayı.
Hatırlamayı.
Ve bazen durmayı.
Çünkü asıl yolculuk sembolde değil.
Sende.
Peki bütün bu yol nereye çıkıyor?
Uzun zamandır CopperRoots’ta farklı kültürlerin ve zamanların sembollerini aynı düşüncenin etrafında bir araya getiriyorum.
Şimdi bu düşünceyi burada açıkça söylemek istiyorum.
Ben insanın aradığı en büyük şeyin dışarıda olduğundan emin değilim.
Belki de yıllarca dışarıda aradığımız şeyi bulmanın yolu, daha uzağa gitmek değil.
Katmanları kaldırmak.
Bize ait olmayanları bırakmak.
Geçmişimize bakmak.
Köklerimizi hatırlamak.
Karanlığımızı da ışığımızı da kabul etmek.
Ve bütün bunların altında kalan o en yalın yere ulaşmak:
Kendimize.
Çünkü insan kendine yaklaştıkça özüne,
özüne yaklaştıkça kaynağına,
kaynağına yaklaştıkça da…
O’na yaklaşır.
“O”nun ne olduğunu burada tarif etmeyeceğim.
Belki de edilmemeli.
Her insanın yolu kendine ait.
CopperRoots’un sembolleri ise yalnızca yol boyunca bırakılmış küçük işaretler.
Hatırlaman için.
Dönmen için.
Bakman için.
Ve belki bir gün bulman için.
Kendine dön.
O’nu orada bulacaksın.
— CopperRoots
0 comments